Archive for January, 2007

January 20, 2007

İsrail’in Lübnan saldırıları 32. gününe girdi. Bugünkü saldırılarda 26 sivil hayatını kaybetti.

 

İsrail BM karar tasarısının görüşüldüğü saatlerde mülteci konvoyunu vurarak 7 Lübnanlıyı öldürdü. BM tasarısından sonra ise Harayip ve Rişaf köylerinde iki saldırıda 19 sivil hayatını kaybetti. İsrail’in güney Lübnan’ın Rişaf köyünde düzenlediği saldırıda 15 sivilin öldüğü bildirildi. Lübnanlı güvenlik yetkilileri, İsrail savaş uçaklarının, sınırın 14 kilometre kadar içlerinde bulunan Rişaf köyündeki bazı evleri vurduğunu belirtti.

Güvenlik yetkilileri, savaş uçaklarının, Rişaf köyüne, askerlerle Hizbullah arasında civarda çıkan şiddetli çatışmalardan sonra füze saldırısı düzenlediğini, saldırıda can kayıpları olduğunu bildirmiş, ancak rakam vermemişti.


Yeni bir saldırıda 4 sivil öldü


İsrail’in Güney Lübnan’da bu sabah düzenlediği yeni bir hava saldırısında ilk belirlemelere göre 4 sivil öldü. Lübnanlı tıbbi kaynaklar, saldırının hedefinin Harayib köyündeki bir kamyonet olduğunu belirtti. İsrail bu sabah güney Lübnan’daki Rişaf köyüne de saldırı düzenlemiş, saldırıda 11 kişinin öldüğü bildirilmişti.


Mülteci konvoyuna saldırı: 7 ölü


İsrail’in, Güney Lübnan’dan kaçan insanların bulunduğu yüzlerce araçlık konvoya düzenlediği füze saldırısında, ölü sayısı 7’ye çıktı. Görgü tanıkları ve kurtarma görevlileri, bugün erken saatlerde Marjayun kasabasından ayrılan konvoyun, Lübnan’ın doğusundaki Kefraya köyü yakınında hedef alındığını ve saldırıda 36 kişinin de yaralandığını söylediler.

Kızılhaç üyesi öldürüldü


İsrail birliklerinin bölgeyi ele geçirmesinden 1 gün sonra yaklaşık 3 bin sivil ve 350 Lübnanlı güvenlik görevlisinin konvoyla kasabadan ayrıldığı bildirildi. Ölenler arasında bir Kızılhaç çalışanının da bulunduğu öğrenildi. İsrail ordusu, saldırıyla ilgili bilgilerinin bulunmadığını ve olayın soruşturulduğunu iddia etti.

 

Lübnan’ın dünya ile bağlantısı kesildi

 

İsrail, Lübnan’ın Suriye sınırının yakınına füze saldırısı düzenledi. Güvenlik kaynakları, İsrail jetlerinin, kuzeydeki Trablusşam kentiyle bir aydır süren savaş boyunca açık olan Arida sınır kapısını bağlayan anayolu hedef aldığını söyledi.

Lübnanlıların kaçışı ve Suriye’den insani yardımların geçişi için açık kalan tek sınır kapısı olan Arida ile de bağlantının saldırıdan sonra koptuğu belirtildi. İsrail dün de Suriye sınırındaki Abudiye sınır kapısını vurmuş, saldırıda 12 kişi ölmüştü. Abudiye kapısı saldırıdan sonra fiilen kapanmıştı.

 

İsrail askerleri pusuya düşürüldü

BM’nin Lübnan’da ateşkes çağrısı yapan kararı onaylamasının ardından genişletilmiş kara harekatına başlayan İsrail Lübnan sınırından 11 kilometre içeri girdi. Hizbullah İsrail askerlerine pusu kurulduğunu ve birkaç askerin öldürüldüğünü belirtti.

Hizbullah’tan yapılan açıklamada ise Sur kentinin doğusundaki köyde askerlerin pusuya düşürüldüğü, saldırıda ölen ya da yaralanan askerler olduğu belirtildi.

Hello world!

January 20, 2007

Welcome to WordPress.com. This is your first post. Edit or delete it and start blogging!

El-Fetih’in siyasi kanadından Dahlan’a destek

January 16, 2007

Taşındık

Değerli kardeşlerim, gönül dostlarım artık kendi hoatumuza taşınıyoruz.

Yayınımız http://filistanbul.com/ üzerinden devam edecek. İlginiz için teşekkürler.

http://filistanbul.com/



Filistin’de El-Fetih’in güvenlik şefi Muhammed Dahlan üzerine tartışmalar sürerken El-Fetih’in siyasi kanadından da bir açıklama geldi.Hamas sözcüsü Fevzi Berhum’un, Muhammed Dahlan’a yönelik uyarı yapmasının ardından El-Fetih’in siyasi kanadından Abdulhakim Avad da Hamas’ın bir basın toplantısı düzenleyerek Fetih’i elestirmesine ve El Fetih’in güvenlik sefi Muhammed Dahlan~i hedef göstermesine tepki verdi.

Abdulhakim Avad Gazze’de düzenlediği basın toplantısında “El-Fetih düzenlediği gösteriyle Dahlan’a verdiği desteği ortaya koymuştur. Muhammed Dahlan, mitingimizde doğruları konuşmuş, kimseyi de tehdit etmemiştir” dedi.

Basın mensuplarına bazı Hamas tarafından öldürüldüğünü öne sürerek bazı Filistinlilerin fotoğraflarını da gösteren Abdulhakim Avad, bu kişilerin Hamas’ın İçişleri Bakanlığı’na bağlı güçlerce öldürüldüğünü savundu.

Geçtiğimiz günlerde El-Fetih’e bağlı El-Aksa Şehitleri Tugayı askeri sözcüsü Ebu Nizar, yaptığı konuşmada El-Fetih’in Güvenlik Şefi Muhammed Dahlan’ı Ürdün Kralı’ndan ve Amerika’dan para almakla suçlamıştı.

Hakan Albayrak’tan idama yorum

Tetikçinin trajik sonu

Saddam Hüseyin belasını Irak’ın başına saran 1963 ihtilalinde Amerika Birleşik Devletleri’nin parmağı vardı. Dönemin Baas Partisi Genel Sekreteri Ali Salih Saadi, “İktidara bir CIA treniyle geldik” diyordu. Mısır’da sürgünde bulunan Saddam Hüseyin, Irak’a bu trenle döndü. Döner dönmez gizli servisin başına geçti. Gizli servisin başına geçer geçmez, ‘Buyur Sam Amca, bir emrin var mı?’ diye sordu. Sam Amca, eline bir liste tutuşturup, ‘Bu listede isimleri bulunan komünistleri ortadan kaldırmanızı rica ediyoruz’ dedi. Saddam, binlerce Iraklı komünisti katlettirerek Sam Amca’dan kocaman bir aferin aldı. Fakat bu daha bir şey değildi. Asıl büyük aferinler için, Saddam’ın, Irak-Suriye birliğini engellemesi ve İran İslam Devrimi’ne savaş açması gerekiyordu.

Yıl 1979. İmam Humeyni, CIA ajanı Şah Rıza Pehlevi’yi devirip İran’ın başına geçiyor. Öte yandan, Irak Devlet Başkanı General Hasan el-Bakır, Suriye ile birleşme yolunda çok önemli adımlar atıyor. Ortadoğu’daki varlığı yerli işbirlikçilere ve kardeş ülkeler arasındaki husumetlere dayanan ABD’nin paçaları tutuşuyor. Şu tesadüfe (!) bakın ki, tam o esnada General Hasan el-Bakır istifa ediyor ve Irak Devlet Başkanlığına Saddam Hüseyin geliyor. İlk iş olarak Suriye ile birleşme yanlısı Baas kadrolarını katliamdan geçiren Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, ikinci iş olarak da İran’a saldırıyor. Tabii ki ABD’den aldığı silahlarla!

Sekiz yıl süren Irak-İran savaşı, bir milyon insanın hayatına maloldu; katliam üstüne katliam yaptıran, insanlığa karşı suç üstüne suç işleyen Saddam Hüseyin, ABD’den sekiz yıl boyunca aferin üstüne aferin aldı. Öyle muteberdi ki ABD nezdinde, Halepçe’ye kimyasal silahlarla saldırı emri verip, kahir ekseriyeti kadın ve çocuk olmak üzere beş bin masum Kürt’ü dünyanın güzleri önünde katlettirmesi bile hoş karşılandı. Fakat, ABD’nin engin hoşgörüsüne sığınarak Kuveyt’i Irak topraklarına katmaya kalktığında iş değişti tabii.

Atalarımızın güzel bir sözü var: “At emanet, namus emanet.” ABD’ye borçlu olduğu gücü onun menfaatlerine karşı kullanabileceğini zanneden Saddam Hüseyin’in yanlış hesabı, 1991′deki Bağdat bombardımanından döndü. Bu, sonun başlangıcıydı. Sırtını ABD’ye dayayarak millete horozluk taslayan ve kendisi de horoz olduğuna inanmaya başlayan Saddam Hüseyin, birdenbire, basit bir tavuk olduğu gerçeğine uyandı ve bütün tüylerinin yolunduğunu dehşetle fark etti. Gerisi ambargo, işgal, mahkeme propagandası ve idam sehpası…

Trajikomik ama gerçek: Sam Amca, siyasi rakiplerini katliam yoluyla etkisiz hale getirmeyi öğrettiği ve katliam üstüne katliam yapmaya azmettirdiği Saddam Hüseyin’i şimdi “insanlığa karşı suç” işlediği gerekçesiyle ipe çektiriyor. Hem de, dava konusu olan 1982 katliamında sorumluluğu bulunduğu halde!

Irak-İran savaşı sırasında ayaklanan Iraklı Şiilerin liderlerini öldürmek, Saddam Hüseyin vasıtasıyla yürüttüğü savaşı ne pahasına olursa olsun kazanmak isteyen ve bu yoldaki bütün engelleri aşması için Saddam Hüseyin’e tam destek veren ABD’nin siyasetine uygun değil miydi? Dahası, o siyasetin bir parçası değil miydi?

***

Saddam Hüseyin bir kere değil bin kere idam edilmeyi hak etti, ama bu işi ABD’nin yapması / yaptırması yenir-yutulur şey değil.

Düşünsenize: Bir mafya babası elemanlarından birine katliam yaptırıyor, sonra da diyor ki: “Bu şerefsiz, insanlığa karşı suç işledi. Öldürün!”

Saddam Hüseyin’i tetikçi olarak tepe tepe kullanan ABD’nin şimdi onu darağacına göndermesi işte böyle bir şey.

YeniSafak / Hakan Albayrak

filistin israel Lübnan savaş war israil vahdet Dursun ali Erzincanlı Kanlı İşgal arap israel war Palestine saddam saddam

Filistinli gazeteci: Bu tuzağa düşülmemeli

January 16, 2007

Taşındık

Değerli kardeşlerim, gönül dostlarım artık kendi hoatumuza taşınıyoruz.

Yayınımız http://filistanbul.com/ üzerinden devam edecek. İlginiz için teşekkürler.

http://filistanbul.com/


Filistin’de yayınlanan haftalık el-Menar gazetesi, İslam ülkelerinin ABD ve İsrail’in İran’a karşı oluşturmaya çalıştığı cepheye katılmasının bir utanç olacağını belirtti.

Filistin’de yayınlanan el-Menar gazetesinin başyazarı İsmail Acve, İran İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei’nin ABD’nin İslam dünyasında mezhebi çatışmalar çıkarmak için çalıştığına ilişkin sözlerini hatırlatarak İslam dünyasının bu uyarıyı ciddiye alarak tuzağa düşmemesi gerektiğini yazdı.

“Bush’un yeni stratejisi tehlikeli hedeflere sahip olan iğrenç bir plandır, ama maalesef, bazı Arap ülkeleri bundan gafil durumdadır” diyen Acve, ABD’nin yeni stratejisinin İslam’a düşmanlık üzerine kurulu olduğunu belirterek Beyaz Saray’daki Yeni Muhafazakarların bölgeyi parçalamaya ve burada hakimiyet kurmaya dayalı bir plana sahip olduğunu ifade etti.

Yazısında “ABD kendine bağlı bazı güçler eliyle Müslümanları parçalamaya ve birbirinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır. İran’ın Müslüman halkları desteklemek ve ABD’nin düşmanca politikalarına karşı çıkmak için geliştirdiği program karşısında bölgedeki liderleri ve kurumları korkuya sevk etmek de bu rezilce çabanın bir sonucudur” ifadelerine yer veren Acve, Qodsna haber ajansına verdiği demeçte de şunları söyledi:

“Bugün ABD; İran’a, Suriye’ye ve Lübnan’da ve Filistin’de kahramanca direnen direnişe saldırmaktan dem vurmaktadır. Öte yandan bölge halklarını ve Arap liderlerini, İslam dünyasında ABD sultasına karşı çıkan İran’ın gücüyle ve nükleer programıyla korkutarak bunların desteğini kazanmaya çalışmaktadır.”

İran İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamenei’nin ABD’nin Müslümanlar arasında çatışma çıkarmaya dönük komplolar peşinde olduğu yönündeki sözlerine de değinen el-Menar gazetesinin başyazarı Acve, “Ayetullah Hamenei de bu konuya değindi ve Arap ülkelerini ABD’nin saldırgan planlarının tuzağına düşmemeleri konusunda uyardı” dedi.

“Bu ülkeler, dikkatli olmalıdır, ABD planlarının uygulayıcısı haline gelmemelidir Beyaz Saray’daki Yeni Muhafazakarlar, İran ve diğer bölge ülkeleri konusunda son derece uğrusuz hedeflere sahiptir” diyen Acve, ABD’nin bölge ülkelerini istekleri karşısında diz çöktürmeye çalıştığını söyledi.

Hakan Albayrak’tan idama yorum
Tetikçinin trajik sonu
Saddam Hüseyin belasını Irak’ın başına saran 1963 ihtilalinde Amerika Birleşik Devletleri’nin parmağı vardı. Dönemin Baas Partisi Genel Sekreteri Ali Salih Saadi, “İktidara bir CIA treniyle geldik” diyordu. Mısır’da sürgünde bulunan Saddam Hüseyin, Irak’a bu trenle döndü. Döner dönmez gizli servisin başına geçti. Gizli servisin başına geçer geçmez, ‘Buyur Sam Amca, bir emrin var mı?’ diye sordu. Sam Amca, eline bir liste tutuşturup, ‘Bu listede isimleri bulunan komünistleri ortadan kaldırmanızı rica ediyoruz’ dedi. Saddam, binlerce Iraklı komünisti katlettirerek Sam Amca’dan kocaman bir aferin aldı. Fakat bu daha bir şey değildi. Asıl büyük aferinler için, Saddam’ın, Irak-Suriye birliğini engellemesi ve İran İslam Devrimi’ne savaş açması gerekiyordu.

Yıl 1979. İmam Humeyni, CIA ajanı Şah Rıza Pehlevi’yi devirip İran’ın başına geçiyor. Öte yandan, Irak Devlet Başkanı General Hasan el-Bakır, Suriye ile birleşme yolunda çok önemli adımlar atıyor. Ortadoğu’daki varlığı yerli işbirlikçilere ve kardeş ülkeler arasındaki husumetlere dayanan ABD’nin paçaları tutuşuyor. Şu tesadüfe (!) bakın ki, tam o esnada General Hasan el-Bakır istifa ediyor ve Irak Devlet Başkanlığına Saddam Hüseyin geliyor. İlk iş olarak Suriye ile birleşme yanlısı Baas kadrolarını katliamdan geçiren Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, ikinci iş olarak da İran’a saldırıyor. Tabii ki ABD’den aldığı silahlarla!

Sekiz yıl süren Irak-İran savaşı, bir milyon insanın hayatına maloldu; katliam üstüne katliam yaptıran, insanlığa karşı suç üstüne suç işleyen Saddam Hüseyin, ABD’den sekiz yıl boyunca aferin üstüne aferin aldı. Öyle muteberdi ki ABD nezdinde, Halepçe’ye kimyasal silahlarla saldırı emri verip, kahir ekseriyeti kadın ve çocuk olmak üzere beş bin masum Kürt’ü dünyanın güzleri önünde katlettirmesi bile hoş karşılandı. Fakat, ABD’nin engin hoşgörüsüne sığınarak Kuveyt’i Irak topraklarına katmaya kalktığında iş değişti tabii.

Atalarımızın güzel bir sözü var: “At emanet, namus emanet.” ABD’ye borçlu olduğu gücü onun menfaatlerine karşı kullanabileceğini zanneden Saddam Hüseyin’in yanlış hesabı, 1991′deki Bağdat bombardımanından döndü. Bu, sonun başlangıcıydı. Sırtını ABD’ye dayayarak millete horozluk taslayan ve kendisi de horoz olduğuna inanmaya başlayan Saddam Hüseyin, birdenbire, basit bir tavuk olduğu gerçeğine uyandı ve bütün tüylerinin yolunduğunu dehşetle fark etti. Gerisi ambargo, işgal, mahkeme propagandası ve idam sehpası…

Trajikomik ama gerçek: Sam Amca, siyasi rakiplerini katliam yoluyla etkisiz hale getirmeyi öğrettiği ve katliam üstüne katliam yapmaya azmettirdiği Saddam Hüseyin’i şimdi “insanlığa karşı suç” işlediği gerekçesiyle ipe çektiriyor. Hem de, dava konusu olan 1982 katliamında sorumluluğu bulunduğu halde!

Irak-İran savaşı sırasında ayaklanan Iraklı Şiilerin liderlerini öldürmek, Saddam Hüseyin vasıtasıyla yürüttüğü savaşı ne pahasına olursa olsun kazanmak isteyen ve bu yoldaki bütün engelleri aşması için Saddam Hüseyin’e tam destek veren ABD’nin siyasetine uygun değil miydi? Dahası, o siyasetin bir parçası değil miydi?

***

Saddam Hüseyin bir kere değil bin kere idam edilmeyi hak etti, ama bu işi ABD’nin yapması / yaptırması yenir-yutulur şey değil.

Düşünsenize: Bir mafya babası elemanlarından birine katliam yaptırıyor, sonra da diyor ki: “Bu şerefsiz, insanlığa karşı suç işledi. Öldürün!”

Saddam Hüseyin’i tetikçi olarak tepe tepe kullanan ABD’nin şimdi onu darağacına göndermesi işte böyle bir şey.

YeniSafak / Hakan Albayrak

filistin israel Lübnan savaş war israil vahdet Dursun ali Erzincanlı Kanlı İşgal arap israel war Palestine saddam saddam